Öncesi 3 Aralık ve Sonrası

Kasım 3, 2007 · Kategori: Düzyazı -Genel-

Bu tür konuların belirli bir günü olması toplumsal bir araya geliş ve konuyu gündeme alış açısından elbette normal ve gerekli olabilir. Ancak bir tek hatırlamaya yaramaması lâzım. Yoksa henüz bir şeyleri aşamamışızdır... Sonra da bu günlere hatırlamak için neden ihtiyaç duyuluyor sorusu ortaya çıkar. Cevap da, muhtemelen, günlük hayatta yeterince ele alınmadığı için büyük bir açığımızı kapatıyor olmasından geçer.

Yine de yalnızca, bir gün her şey yerine getirilinceye kadar, bir gün her şey zamanın içinde her zaman yolunda gidinceye ve bir gün bu konular bir güne birikmemeye başlayıncaya kadar, bu günlerde sözleri anlamlı kılmak ve 'her zaman'a yaymak için söylemeye ve söylenenleri duymaya başlıyoruz...

Emek veren belirli topluluklar ve bireysel yönelişler zamanın içinde 3 Aralık’ı her zaman ifa ederken, bunun yanı sıra harekete geçmesi gereken durağanlıklar da var. Toplum olarak herkes tarafından bu konu yeterince ele alınamadığında ise mecburen ilgili kişiler konumlarını dile getirmek zorunda kalıyorlar. Tabi bunun içsel sıkıntısını duyarak... Oysa aslında asıl sıkıntı duyulması gerekilen nokta, ilgili kişilere bunu bırakışlar olsa gerek.

Konuyla ilgili bedensel olarak bir kavrama girdiğimde, zihnimde bir giysi olarak algıladığım yer etmiş görüntüler aklıma geliyor; bir bedenin cansız hâli... Cansız bir bedene ne kadar dikkatle bakılırsa bakılsın, çünkü o sahibi/insan görülemiyor… O an anlaşılıyor ki, bir giysiden çıkarılmış insan yok, insan çekilmiş o soğuk bedenden... Hemen, ruhun insan olduğu o vakit bizzat fark ediliyor ve kalbin... Sonra insan, artık yaşayan tüm bedensel insanların sadece ruhunu ve kalbini görmeye başlıyor 'insan' olarak... Beden algısı saf dışı bırakılıyor...

İşte bu noktada ruh ile beden ayrılınca, bedenin insana dair ifadelendirilen bir yanılgı olduğu ortaya çıkıyor... Koca bir yanılgı... Ruhu önemsiyor insan, kalbi önemsiyor... Gözün değerlendirdiği değil, ruhun gördüğü önemli olan oluyor.

Herkesin ve ilgili kişilerin konuya yönelik açılarının ifadelendirilmesinde fayda var:

Gösterilen merhamet karşısında yaklaşıma bağlı olarak zaman-zaman rahatsızlık duyulabiliyor, ama değişken olan durumlar bir yana, aslında merhamet çok olağan da gelebiliyor... Merhamet Allah'ın insanlar arasına insanlık için serpiştirdiği bir duygu vesilesidir, çünkü...

Kişisel normal bir üzüntü yaşanıldığı zaman da, ilgili kişiler yaşanılanları akılda tutulan olguya bağlamayı bıraktıklarında, akıllarından çıkardıklarında, herkesin karşılaştığı durumun yaşanıldığını anlıyor olurlar... Sorunları duruma göre hayat üzerinden ve karşılıklı sergilenen tutum değerlendirmesi üzerinden inceleyerek herkesin yaptığını yapmış olurlar. Karşılaşılan doğal şeylerde herkes gibi aynı tutularak davranıldığını kolaylıkla düşünerek içsel bir rahatlığa varırlar.

Bulunulan duruma dayanan sorunlarda ise, ilgili kişiler durumun herhangi bir sorumlusu olmadığını bilerek durumun öncelikle Allah'ın takdirinden geçtiğini bilir, karşılaşılan olumsuzluklardaki kusuru da olaylara ve karşı tarafa ait görerek durum değerlendirmesini daha net yaparlar.

Bir de aşırı ilgiden hoşlanılmayacak yaklaşımlar var... Neler hissettirdiği noktasında... Aslında yaklaşımlarda iletişimin karşılıklı olarak çok normal olması ve davranışta olağan kalınması, ilgili kişilerde 'hiçbir farkın olmadığı' düşüncesini harekete geçirir ve hayatın akışının önünü açar...

Çevre ve aile olarak da normal olmanın dışında gözetilmesi gereken bir açılım var ki, o da ilgili kişilerin ister istemez bazan biraz daha hassas olmasıdır... Bunu tartabilecek kadar da dikkat eğilimi mutlaka vardır herkeste.

Bir bilinçlenmeyle, beden algısına dayanmaktan vazgeçtiğimizde, ilgili kişilere bakışlardaki rahatsızlık verici duygusal bir takılmada kalan gözleri hissettirmeyi bıraktığımızda, herkesin bir ruh olarak bu yeryüzünde bulunduğunu düşünüp insanı 'ruh' görmeye başladığımızda, bütün insanlığı ve hayatı temin ederim ki, çok şey düzelecek... Çok şey değişecek aramızda...

Şimdi burada, bir ilgili dostumun icabet ettiği bu konunun devamında kendisinin yazdığı bir metinle bizleri baş başa bırakarak, ben de yazının karşısına geçip dinleyerek okumaya başlıyorum:

 

İçimden Gelenler / Hülya Duman

3 Aralık Dünya Özürlüler Günü. Bu gün ile ilgili yazmak istediğim şeyler var. Özel günlerde hep sevdiklerimizi hatırlarız. Öğretmenler, sevgiler, anneler ve doğum günleri; daima biri gelir aklımıza. 3 Aralık’ta görmezlikten geldiğimiz ve onlara rahatsız edici gözlerle baktığımız engelli insanlarımızı hatırlayabiliyor muyuz acaba? Hatırlamak dedimse de bu günleri kutlamak değil, sadece görmezlikten geldiğimiz insanların sorunlarını ve verdikleri mücadeleyi fark etmektir bu.

Bazan yolda giderken, sanki senin işin ne var dışarıda gibi bakıyor insanlar. Yardım etmek isteyen oluyor. Özellikle yaşlı amcalar, teyzeler ara sıra, gençler oluyor. Aslında çok iyiler ama yaşlılarımız yardım edince rahatsız oluyorum. Gerçekten yardıma ihtiyacımız oluyor, ama ufakta olsa insan tek başına bir şeyler başarmak istiyor hayatta. Kendisi yapmak istiyor öncelik olarak; işte burada sorun çıkıyor. Yardım edenleri geri çevirince sanki kendimizi üstün gördüğümüz sanılarak, aman ne halin varsa gör diyen ifadeler oluyor gözlerde.

Biz engelli insanlar sizlerden şunu bekliyoruz: Yardımcı olun, bizlere kendimizi geliştirmek ve hayatın içinde aktif olmak konusunda el uzatın.

Ben kendimi ilk defa 8 kişilik bir toplulukta ifade etmiştim. Her hafta toplandığımızda ve bazı şeylerden konuştuğumuzda özgüvenim gelmiştir kendime. Düşünce ve manevi yönümde güçlülük hissetmişimdir. Kendime hâkimiyetim artmıştır.

Şimdi dilim dönmese bile çekinmeden, kendimi hepimiz adına ifade ediyorum. Bu noktada çevremizdekilerin bizim düşüncelerimize ve duygularımıza önem vermesini istiyorum...

Bizleri tanıdıkça eminim ki sizlerden farklı olmadığımızı göreceksiniz... Bizler farklı değiliz. Aynı hayat yolunda aynı şeyleri yaşıyoruz; sadece biraz daha fazla yük taşıyoruz. Sizlerden beklediğimiz insanî duygularla bizlerle dost, arkadaş veya hayat arkadaşı olarak bir şeyler paylaşmanız.

Acınmak istemiyoruz, farklı olduğumuzu bedensel algıya takılarak gören gözler değil istediğimiz, insan olduğumuzu, ruhumuzu ve kalbimizi hatırlatan gözler istiyoruz. Eminim ki bizlere bakınca sizlerden farklı değil, sadece güçlü olduğumuzu göreceksiniz.

Bizler de sizler gibi öğretmen, doktor, mühendis ve bir yoldaş, dost olabiliriz. Yeter ki unutmayın bunu, bunları hatırlayın...

Belkıs TUNÇAY

Aralık 2007 bir sitede yayınlandı

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Arkadaşına Gönder!
Etiketler : özürlüler, engelliler, 3 aralık, sakatlar, engelliler günü, özürlüler günü, haftası, belirli günler, belirli haftalar,

Yorum Gönder

Adınız :

Yorum Başlık:

Yorumunuz:

0 yorum yazilmistir

« Önceki :: Sonraki »