İnsan Analizi Yapmak
Ekim 15, 2007 · Kategori: Düzyazı -Genel-
İnsan analizi en yaygın, insanı tanıma olarak yapılmakta. Günümüzde hemen-hemen herkes karşısındaki insanı kendi insan tanıma süzgecinden geçirerek analiz ediyor ve tanımaya çalışıyor. Sonuçlar ise ikiye ayrılıyor: İyi veya değil.
İnsanı analiz etmekten bahsedince düşünceler en yoğun 'iyi' insan tanımlamasının üzerinde derinleşiyor. Herkes dünyada harika bir insan arıyormuşçasına iyi insan bulmak için veya 'iyi insan kalmamıştır' gibi düşünceleri haklı çıkarmak için kişilikleri ve karakterleri didik-didik ediyor; 'İyi' ne kadar iyi, nasıl iyi, gerçekten iyi mi, iyi fakat niyeti ne, gibi...
İyi insan tanımlamalarına varan neticeler hep ucu açık bırakılıyor, bir ihtimal olmayabilir diye… Neredeyse hiçbir zaman bir türlü tam tanımlamasına oturtulamıyor. Analiz eden kişiler ise, genel bir işleyişle güvensizlik ve negatif ihtimalleri göz önünde bulundurarak insanları iyi nitelendirmesinin etrafında zihinlerinden tartarak geçiriyor veya edinilmiş hazır bulunan insan tanımlamalarına kişileri yapıştırmakla ezbere bir sonuca varıyor.
Zihinlerde bir insanı incelerken 'iyi' tanımlamasına varmayan düşünceler hem kişinin kendisini etkiliyor, hem de karşı tarafı kim olursa olsun bundan muzdarip bırakıyor. Değerlendirmede insan hakkında 'iyi' düşünmemeler, devamında insanların birbirine karşı olumsuz tutum sergilemeye yol açarken, karşıdaki kişiyi çeşitli denemelerden geçirmeye ve olumsuz yaklaşımlarla karşılığında ne yapılacağı merak edilerek sınamaya kadar gidiyor… Olumsuz olasılıkları anımsatıcı teğet geçen tepkilerle nabız ölçmeler yapılıyor. Bu tür sınamalar yapmanın tartışılırlığı bir yana, olumsuzluk ve kötülük gören insan 'iyi' tanımlamasındaysa daima insanlığını koruyabiliyor… Buda haklı gerçeği ortaya koyuyor, çünkü ne olursa olsun teslim olunan bir sonuç vardır: İyi insan, kötülük gördüğünde bile insanlığını bozmayandır.
İyi insanlar büyük farkla daha fazla analiz ediliyor. Buda analizin incelemek olduğundan olsa gerek, hep iyi şeyler ispata zorlanıyor.
İyi olmayan davranış ve hareketleri yapan kişiler için ise bir analiz söz konusu olmuyor, çünkü kötülüğün gerçekçiliğinin sorgulanmasında içsel bir derinliğe bakılmadığı içindir, görünürde olanlar zaten sonuçlandırmaya yetiyor. Daha neti, kötülüğün gerçekçiliği, samimiyeti aranmıyor... Fakat olabilse hani bir ihtimal kötülükleri analiz etmemekteki neden, iyi olabilir ihtimaline yatkın olmamaktan ve iyi şeylere pay çıkarmaya uğraşmamaktan kaynaklanıyor.
Bu noktada hatırdan hiç çıkmamasında fayda vardır; İyi çıkarımlar yapmak, çok sağlam iradeli bir iyi niyetlilik gösterme mahareti ister ve bu maharet insanı meziyetli kılar.
Kötü yaklaşımlar sergileyen bazı insanlara karşı izlenimlerde fazla yaygın olmasa da, o kişilerin aslında öyle olmadığı ve yapısından kaynaklandığı için öyle davrandığı söylenerek aslen iyi olduğu kanısının akla geldiği de olabiliyor... Oysa neden bu şekilde bir tolerans, yüzeysel olarak iyi görünenler için de cömertçe gösterilmiyor?
Kişilerin geçmiş yaşantı ve öğrenimlerinden yola çıkarak zihinlerinde kalıplaştırdıkları insan tanımlamaları ile ezbere analiz yapmaları, karşılarındaki değişik ve yeni kişilere bakışlarını sığlaştırmakta, onları zor durumda bırakmakta. Girdikleri karşılıklı iletişimde, karşıdaki kişi yerli etiketlere sığdırılmaya çalışılırken, o etiketler üzerinde görülürken, o kişi nasıl olduğunu anlamadan kendisini olmadığı bir kişilikle düşünülürken buluyor. Bu özellikle olumsuz bir sığlaştırmaysa, karşıdaki kişinin bunu fark edip hemen iletişimden gerekir… Yoksa kişi o kalıpsal düşüncelerin sürüklediği yöne kayabiliyor veya var olan bir olumsuzluk üzerine söylemler ilerletiliyorsa da o noktaya daha da yoğunlaşıyor. Burada bir kişiye yaklaşımın ne derece kişisel bir önem taşıdığının ve ayrıca gerçek bir olumsuzluk bile olsa karşıdaki kişinin hissettiği kendi tanımlamasına karşı, insanın bu durumlarda nasıl duracağının ne kadar ciddi olduğu görülmekte.
Analizlerde bir insanı tanımlamak, onu o hâlde bulmak, onu o hâlde tutmak ve onu o hâle getirmek yaklaşımlarından biridir. Durum ne olursa olsun, gerekli iletişimi ve müdahaleyi sezip ona göre davranmak gerekir.
Bir insana "Ne kadar ...sın, ...sun!" "Seni ... görüyorum." gibi davranış ve hareketlerinden çıkarılmış normal tanımlamalar söylemek, olumlu olsun olmasın o insanı o kelimelerin içine hapseder. Kendisi hakkında tanımlamalar duyan insan, olumluysa o tanımlamayı kendisinde çoğaltır veya bu tanımlama o kişideki o enerjiyi çalar; olumsuzsa buna kendisini alıştırır veya o kişide olumsuzluğu süregelen yapar. Her iki şekilde de bunların etkisinden kişi kendisini alıkoyamazsa, kendisini o kelimelerin gidişatına aşırı kaptırması sonu iyi olmayan bir varışa neden olur. Ya da kişi bu gibi dış etkenlerin alanına hiç girmez.
Aynı şekilde bir kişinin başkası hakkında söylediği olumsuz tanımlamalar da, söylenildiği kişiye samimiyet hissettirse de, aynı şeylerin kendisine karşı düşünülme ihtimalinin hissini de yayıyor olabilir.
Bir insanın kendisi adına kurulan tanımlamalara ihtiyaç duyması ve bir insanın bir insanı tanımlaması da ne kadar gereklidir bu da tartışılır.
Her insan, -istisnalar hariç- her insan analiz edilmekten hoşlanmaz. En azından açık olan ve hissedilen analizlerden... Analizlerden hoşlanılmaz, çünkü bu karşı tarafın kendi düşüncelerinden kişinin kendisini geçirmesi demektir. Kimse bir başkası tarafından onun değer yargılarına bağlı kalarak incelenmek istemez. Bu her insanı son derece rahatsız eder.
İnsanı tanıma ve analizde, zihin altı olumsuz barındırılan ihtimaller, tanımlamalar ve güvensizlikler, kişiler ne kadar beraber zaman geçirse de, iletişimde gizli bir kopukluk saklar. Bu kopukluk, karşı tarafa rahatsızlık vermekle birlikte her an bozulabilecek bir iletişimi haber verir. Bunu gidermek ve onarmak iki tarafı da rahat ettirerek doğal bir akışı sağlar.
Analiz yapmaların arasında, kendisini ve kişiliğini açmayan bazı kişilerden, kişiyi ve psikolojisini gözetim altına alamadıkları için aradaki mesafeyi fark eden analizci kişiler, o kişiyi zihinlerinde tam oturtamadıklarından dolayı çeşitli varsayımlara giderler. Bu da yine çok düşük ihtimallere gerçek diye inanmaya, yanlış tespit yapmaya neden olur.
Analizin en uç noktası ise kişiye dönük olanıdır; kişinin kendisine karşı yaklaşımlarda en ufak bir şeyi bile kaçırmamak için, bilmediği, anlamadığı bir şey kalmasın, kendisine nasıl davranıldığından habersiz bir şeyleri görmeksizin devam etmesin diye detaycı ve her şeyi çok incelemesidir. Artık aşırı giden düşüncelerin dengesini kaybederek kişide zihin bozulmasına yol açan bu şekil bir analiz, kişiyi rahatsız ederek kendisine ve etrafındakilere davranışta zıtlık olarak kendini gösterir. Bu aşırılık sadece zihni meşgul edici fazlalık düşüncelerdir... Bu fazlalık zararlı düşünceleri sadece düşünülecek bir zihin boşluğu kabul eder. Kişinin kendisine karşı yaklaşımları bu aşırılıkta analiz etmesi yerine, kendi içinde takılıp kalması yerine, arınıp hayata ve yaşananlara bakması, sağlıklı ve güzel bir yaşam sürmesi için ileriyi görmesine yardımcı olacaktır.
Analiz etmek gelişigüzel şekilde çıkarımlar yapmak değildir, böyle olmaması da gerekir. İlk akla gelen varsayımlar, büyük olasılıklar diye anlık hesaplamalara gitmeler, yetersiz sanılara dayanarak karar vermeler, yanlış sezilerle beslenen algılara öncelik tanımalar gibi… Analiz eden kişinin hissiyatının ve algılamasının ne derece hassas ve gerçeğe yakın oluşu bu noktada çok önemlidir. Analizde bunları ölçebilmesinin, analizinin getirisinde düşündürdüklerinin gerçeğe yönelik olabilme ihtimalini nasıl bir seviyede tutacağının, hangi düşünceleri zihninde oturtup hangi tahminleri havada bırakacağının, hangi sanıları yok saymaya hazır tutacağının, hangi yeni oluşumlara açık kalacağının ayarı, dozu ve duruşu ciddiyet ve titiz bir dikkat ister…
Hiçbir analiz çıkarımları, kişinin bunda sabit kalmayı karar kılacağı kadar gerçeği yansıtan doğru sonuçlar olmak zorunda da değildir. En büyük hata analizin yüzdesinin 'yüz'le değerlendirilmesidir. En büyük hata, kişinin analiz sonuçlarını kendi düşüncelerinin kabiliyetine güvenerek gerçek kabul etmesi ve o sonuçların dışında başka olasılıkları zihnine açmamasıdır. Bu, olumlu izlenimlerde, olumsuzlukları bir yarasa gibi kişinin aklının tavanına ayaklarından yapıştırarak üşüştürmesi olsa da, olumsuz varılan izlenimlerde geniş düşünmeyi kazandırarak zihindeki pencerenin perdesini açar ve zihne olumlu düşünmeyi nüksettirir…
Hayat sadece tek taraflı tanıyan, analiz yapan değil, herkesin birbirini bu gibi düşüncelerden geçirdiği dolaşımlarla yaşanmaktadır.
Üstelik herkesin kendi açısından kendi dayanmalarına bağlı kalarak analiz ve tanımlama yapılacağı düşünüldüğünde, bu durum, ortak bir yargıya varılması gerektiğini şart koşar; insanlık ve insanlığın doğrultusu olan ilahi nazarda hakiki nitelendirme.
Kişilik analizi, bunun değerlendirilmesinde 'sözü muhataba göre söyleme' olarak dini kaynaklarda işaret edilerek belirtilmektedir… Fakat bu sadece karşıdaki kişiye doğru yaklaşım için gözlenir. Yoksa onu yargılamak veya yakışık olmayan yaklaşımlar için değil… Üstelik insanı tanıma yönünde buna dikkat edilmemesi karşıdaki kişi veya kişilerle çeşitli iletişim bozukluklarına neden olacağından, bir insanı mutlaka ve mutlaka anlamak ve tanımak yönünde analiz etmek gereklidir... Doğru bir bakış açısından insani öğeleri gözeterek…
Toplum değerlendirmesini insan analizi ile ilgili olarak ülkeler boyutunda gözlemlediğimizde ise, buna bağlı kalarak kişiler arası iletişim ikiye ayrılıyor: 1- Maddi ve somut odaklı mekanik iletişim; kişilerin birbirini sadece leh amaçlı ve iş çerçevesinde gördüğü soğuk bir yaşantı. 2- İnsani değerler ve kalbi hissiyatlar üzere sıcak iletişim; kişilerin birbirini yakınlık olarak gördüğü samimi bir yaşantı. Türk toplumunda ve benzeri toplumlarda insan analizi genel olarak ikinci tanımlamaya çıkan tali bir bağlantı olarak yürütülmekte. Bunun açılımı da, insanların birbirini analiz etmesi, genel olarak birbirlerine karşı duruşlarını ayarlamak, birbirlerine duyacakları sevgiyi ve verecekleri değeri belirlemek ve bir şeyler paylaşıp paylaşmamak konusunda yakınlığı değerlendirmek için dikkat gösterdikleri bir inceleme olduğudur.
Hepsi bir yana, bir insan nasıl insanların yanında rahat eder diye düşünülecek olursa; bir insan, hatta hemen-hemen her insan, bir mıknatıs gibi enerji çekimiyle komutsal bir duruşta varlığını ağır koyan insanların yanında değil, düşüncelerde kendisinin rahat bırakıldığı insanların yanında huzurlu ve rahat olurlar. Her ne kadar, karşıdaki kişinin kendisini analiz etmesiyle, analiz edilmekten o kişinin bir ilgisini ve eğilimini çıkararak buna değer görüldüğünü, bununla dikkate alındığını varsayıp memnun olanlar olsa da, bu analiz edilmeye değil, sadece kendilerine değer verilmiş olmasından hoşlanmalarına dayanır…
Her ne kadar bazı kişiler analiz edildikleri kişiler karşısında davranışlarını onları dikkate alarak kontrol altında tutsalar da -bu dış suni ölçüye kendi iç kontrol ve yönetimini edinmemiş kişilik açığı ihtiyaç duyar- bu onların yanında doğallıktan uzak gergin olmayı gerektirir… Analiz edilmedikleri kişilerin yanını da boşluk gibi görseler de, bu onların rahatça kendileri olmalarını sağlar. -İnsanlar yalnızca kendilerini iyi gören ve bu beklentide olan insanların yanında rahatlık ve huzur içerisinde hissederler ve gerçekten iyi, kolayca iyi olurlar. İyi hâllerini kolayca yaşarlar…
Yaşam ortak bir süreçtir. Bu süreçte -olumsuzluklardan uzak- iyi bir gözle bakıldığında insandaki güzel olan her şey görülmeye hazırdır ve doğru bir yaklaşımla bir insanda olan güzel şeyler açığa çıkmaya hazırlanır.
Belkıs TUNÇAY
Kasım 2007 bir sitede yayınlandı
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Arkadaşına Gönder!
Etiketler : insan, analiz, insan analizi, insan tanımak, tanımak, etiketler,