Canını Sıktılar mı?
August 15, 2008 · Kategori: Düzyazı -Genel-
Sokaklar, caddeler, şehirler ve insanlar her zamanki akışında... Hayatın içindeki müzikler inişli çıkışlı notalarıyla etrafta dolanıyor. Ah, bu ruh hâlleri… Ayakkabıcı ağabey, manavcı amca, fırında ekmekleri veren sabah mahmurluğundaki aynı bayan... Üzerini değişen mevsim de bir eda, bir nazeninlikte adımlarıma karışıyor adeta...
Bakkalcı dükkânının raflarında dizili duran gazetelerde, sayfa-sayfa yeni olaylar ve gelişmeler mevcut. Televizyon ekranlarından yansıyan, bir yerlerde yaşanıyor ve yaşanmış olan görüntüler taşınıyor evlerin odalarına. Onca hayat, onca yaşam ve yaşanalar harflerle sayfalara sığdırılmakta, küçücük piksellere dönüştürülmekte. Aynı şuan ki hâlimiz gibi aslında. Yeryüzü sayfasında hepimiz, bir haber niteliğinde yaşıyoruz, sanki. Mavi kürenin ekranında küçücük adımlarımızla geziniyoruz. Koşuşturma, yaşam telaşı, istekler, olmayan şeyler, karşılaşılan olumsuzluklar ve sairi… Sesli sessiz, yazılan yazılmayan, görülen görülmeyen ve iç dünyamızda gelişen tüm hareketlerle… Her birimizin hayatı da bir isim kendi hâlinde. Yaşam da bunlardan ibaret değil mi?
Tek düze bir yaşantı biçimi bana göre değil de zaten. Hareketli bir akış, çeşitli mevzular, uçuşan düşünce yürütmeleri ve dahası, karışık ama eşittir’i yapılan bir sorgulamayla yoğun olmalı hayat mesela...
Anlamlı şeylerle ilgilenmeyi ve üstelik eksik kalan anlamlarını çözümlediğim anlamsızlıklarla ilgilenmeyi de seviyorum aslında.
Bazan karmaşıklaşan ve saçmalıklarıyla olumsuz yanını seren şu iyisiyle kötüsüyle dönen dünya var ya, iki yüzüyle de hepimizin karşısında. Ayrıca iki yüzü de bir taraf olarak aynı bile gelebiliyor bana; olması gereken ve kaçınılmaz… İyilerin kıymeti biliniyor elbet. Alışılagelmişin aksine de kötü şeyler için ise pek endişe etmiyorum açıkçası. Her şeyin bir zıttı nasıl oluyor ve böyle yaratıldıysa, hayatta da kötü gibi ‘iyi’ de o kadar olmak zorunda. Her konuda, her açıdan, her durumda, hayatın her yerinde; ‘iyi’ vardır ve ‘iyi’ olmak zorunda… Böyle bakınca daha güvenli oluyor hayat, sanki. O yüzden içimin rahatlığı...
Her şey yaşanır, her şey değişir, her şey olur ve biter… İnsanın en çok aklına takılan, şu şöyleymiş, bu öyle değilmiş, şu neden olmuyor, bu neden böyle oluyor, iyi gitmemiş, kötü olmuş, şunu yapmışlar, şöyle demişler ve sairi daha bir sürü şey… Herkesin gündeliğinde geçen şeyler… Bunlar diğer yanı hayatın. Olumsuz ve bozuk yanı… Hayatı ifade eden güzel ve çirkin iki blok’tan çirkin olanı... Bu alana takılmak niye? Güzel olan birçok güzellikler ve güzel olmasına dair uğraşmaya değecek onca şey varken hayatta… İkinci, güzel ve harikulade blokta olmayı seçmek ve “Benim dünyam burası!” demek daha iyi. İnsanın seçim olarak sağlıklı olanı tutması aklına en çok yakışanı. Yan blok da kendisine yakışanı, üstüne düşeni yapıyor hâliyle. Bunun üzerine “Niye?” diyemezsin ki. Sadece hayatın o tarafıyla ilgili uzak durarak ‘bakmamak’, ‘uymamak’, ‘duymamak’; yoluna attığı taşları geri çekmekle biraz zaman harcarsın, o kadar. Yerinde, yaşamını sağlam bir şekilde iyi sürdürürken bir de o tarafa el atarsın, sana meziyet kazandırır, o kadar…
Rahat ol sen… Serin dur… Hem hayatın içine karış, hem uzak kal bir şeylerden…
Bil ki, her şey geçici, her şey bir tek sonuç üzere… Asıl olan insanın ahreti ve kendisi...
Belkıs TUNÇAY
Ağustos 2008 www.blogcu.com’da yayınlandı
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Arkadaşına Gönder!
Etiketler : canını mı sıktılar, canım sıkıldı, can sıkıntısı, üzenler, yalan dolan,