Beklenen Bahar
Şubat 27, 2009 · Kategori: Deneme -Genel-
Öyle zamanlar olur ki, eli hayata değiyordur insanın... Düşünceleri zamanın içinden geçiyordur...
Kalbimin ortasında bir Hazreti Musa edasıyla ilerliyorum... Hislerimde dualar büyüterek ve büyümüş bir sevdayı açarak gözlerimde, içten içe yürüyorum...
Karşımda yağız bir duygu...
Evet, evet... Beni saran bir hayat var etrafımda. Kollarında bularak kendimi, kendimi bıraktığım bir dünya var...
Az kaldı diyorum kendi kendime... Az kaldı... Bu beklenen bahardır içimde...
Belkıs TUNÇAY
Kasım 2008
Şubat 2009 www.blogcu.com'da yayınlandı
Etiketler :
Eylül ve İnsan
Eylül 20, 2008 · Kategori: Deneme -Genel-
Sarı yapraklar sokakları bir güz tadında süslemeye çoktan başladı... Geçtiğim sokaklardan sarı nameler hareketleniyor bir-bir… Mevsim geziniyor yerlerde. Denk gelirsem bir de, dalından düşen yapraklar uçuşuyor, bir melodiye eşlik eder gibi; gözlerimin önünde.
Artık şairlerin elleri bu yapraklara değecektir. Eylül'den kim bilir kaç kalem sayfa tutacaktır mevsime. Bu mevsim durgunlaştırırken yaşamı, bir yerlerden de yeni düşler filizlenecektir. Yapraklar Eylül’den düşecek, duygulara yanaşan iklimde herkesin dünyasında kendisine ait bir Eylül yaşanacaktır.
Eylül...
Hem güzdür bu ay, hem insanların durgunlaşıp sessizleştiği zaman aralığı, hem de yazın ve hayatın koşuşturmasından biraz kenara çekilmesidir insanın. Yeni heyecanlarla tanışan cıvıl-cıvıl çocukların okul görmeleridir. Kendi içine çekilmesidir insanın… Biraz düşünme, biraz düşündürme demleridir Eylül.
Bir de başlangıçların noktasıdır. Ya da birikmiş bir şeylerin yaşamın sarartısındaki boşluğu doldurma tamamlamasıdır. Taze kitap kokan basımların okunmaya sunulma vaktidir Eylül. Eylül: kitap mevsimidir.
Baharın bir adı varsa, Eylül'ün de bizzat kendisi var aslında. Bahar bir heyecan kadar coşkulu ve enerji verici, sararan yaprakların mevsimi olan Eylül ise, kendisinde insanı yaşatan olgun bir devre sanki…
Bütün her şeye vakit bulmak mümkün bu mevsimde... Yeryüzünün örtüsü kalkarken, kalakalırken yeryüzü çıplak gerçekliğiyle, insan gerçekleri daha bir iyi görebilmekte... Hatırladığı sonları ölümle bitiştirmekte… Ne olursa olsun yaşamda hepsinin geçici olduğunu görmekte insan… Bir gayesi olması gereken ömrün muhasebesini, güz kendi elleriyle insanın eline vermekte... Birçok şeyi fark etmek mümkün bu mevsimde...
İnsan yenilenecek, insan büyüyecek, insan bir toprak zerresi kadar küçülecek belki de. Kuşandığı güzle başını kaldıracak insan, yeniden doğdu sayacak kendini, yeni başlayacak bir şeylere, yaşandı bitti sayılacak ömrünün bir yeri… İnsan, yaşadıklarından derledikleriyle kendi kalıbına dönecek sonra ve sonra yeniden ilk defa yaşıyormuş gibi insan, yeniden dirilecek…
Az kaldı... Şimdi bir yerlerde dalından bir yaprak daha düşmek üzere, Eylül'ün üzerine... Ak saçlar gibi olgunlaşan seneden insanın misaline… Hem insan, hem sene olgunlaşıyor Eylül'de.
Belkıs TUNÇAY
Eylül 2008 blogcu.com’da yayınlandı
Kalıcı BağlantıEtiketler : güz mevisim, eylül deneme, eylül yazıları, eylülde hazan, hazan mevsimi, eylül ve insan,
Hayat'la ve Zaman'la Paylaş...
August 27, 2008 · Kategori: Deneme -Genel-
Bir gün yetişemezsen hayatın hiçbir şeyine... Çok şeye yetişmek isteyen biri olarak yetişemezsen her şeye, hayat'la paylaş birazını. Birazını da zaman'la paylaş... Hayat da, zaman da en az senin kadar elinden geleni ve istediklerini gerçekleştirebilmek için gereken gayreti gösterecektir.
İstediğin birçok şeyi ve hayallerini de zaman ve hayat'la paylaş, şimdi, yine...
Hem kendine, hem hayat'a, hem zaman'a bir şekilde güç kazandırabilmen için ümit toplamalısın yüreğine. Yüreğinden hayat'a ve zaman'a istediğin güzel şeylere dair ümit vermelisin. Kendini ümitli kılmalısın önce.
Ardından, adım attığın her yere ümidini de götürmelisin ve ümit sürülmeli geçtiğin yerlere. Gittiğin her yer, olduğun her mekân, ardında bıraktığın boşluklar şahit olmalı ümidine; tanık olmalı ve senin ümidine karşılık verebilmek için hazırlanmalı bir şeylere. Yürüdüğün sokaklar, yanından geçtiğin insanlar, eve attığın ilk adım, dokunduğun eşyalar, yerdeki halı, duvarda asılı duran tablo, gördüğün her şey ümidinden haber vermeli sana. Ümit ettiğin şeyler için ve hatta sırf beslediğin ümit için sanki bir şeyler yapıyor olmalı. Her şey hayat'ın ve zaman'ın değdiği ellerle bir çaba da olmalı. Sana sunabilmek için istediğin güzel şeyleri, bunlarla güne başlamalı, bunlarla yarına hazırlanmalı. Senin ellerinin uğraşıyla beraber güne hayat ve zaman da kendi elleriyle bir şeyler katmalı. Senin ümidini içinde rahat tutabilmen için... Senin için bir şeyler yapıyor olarak sana görülmeli...
Sen kendinle de konuş... Her şeyi konuş... İstediklerini, hayallerini, beklentilerini, yapmak istediklerini... Bir de zayıf yanlarınla da konuş. Aciz yanlarınla da konuşurken dök ortaya her şeyi... Güçlü yanlarınla bir şeyler anlat onlara... Bir şeylere yetişmeye çalışan kendine... İkilemlerde olan kendine... Belki de bir yerlerde korkuya yaklaşmış kendine... Bir şeyler anlat güçlü olan kendinle...
Hayat'la ve zaman'la bir şeyleri paylaşmış olarak ne konuştuysan kendinle ilgili, bunları hayat ve zaman'a da aç. Onlar da bilsinler. Onlarda seni ve sendeki seni görsünler... Nerede nasıl olmaları gerektiğini anlayabilsinler...
Sonra üçünüz bir arada, el ele verip, birbirinizle kalın.
'Hayat insanla, zaman insanla, hayat ve zaman da birbirleriyle, insan da hayat ve zamanla şekillenmektedir'. Biliyorsun... Sen zaten hep bu cümlenin içindesin. Zaten ne yaşanıyorsa her şey olarak, yaşananları ve sonuçları hep paylaşarak gerçekleştirmektesin.
Belkıs TUNÇAY
Ağustos 2008 www.blogcu.com’da yayınlandı
Kalıcı BağlantıEtiketler : yorgunluk, zaman, hayat yorucu, paylaşmak, arkadaş, yetişemiyorum hiçbir şeye,
Biliyorum Bugün İyisin
August 16, 2008 · Kategori: Deneme -Genel-
Ah, şimdi biliyorum seni, nasılsın... Yüreğinin inceldiği hassaslıkta, kapamış yüreğinin gözlerini, içinde dualar yaşatmaktasın... Biliyorum seni, sen şimdi nasılsın... İçi yanar ya insanın, işte o hâlde, kendi âlemini kurmaktasın.
Hiçbir şey kalmıyor senin için, gözünde bitiyor... Her şey sıfıra iniyor ellerinde... Bütün işlerini, hayatın bütün gelişmelerini, bütün yaşama telaşelerini, her şeyiyle her şey hiçe çıkıveriyor... Durup şöyle biran, bu anki gibi düşününce kendini ve her şeyi ve de aklına getirince hayatın sessizliğiyle ölümün kendisini, kendine saklanıyor, kendine kalıyorsun...
Biliyorum... Sana bir tek 'sen' kalıyorsun...
Gün, ilahi hareketlerini adımlarken bir-bir, sen bunları kendinle baş başa konuşuyorsun. Biliyorum, sen şimdi içinden kendini de sorgulamaya başlıyorsun. Hayatın içinde takip ediyorsun kendini. Kendini bir şeylerle uğraşırken, bir yerlerde bir şeyler yapmaya çalışırken, neler geçirdiğini anımsayıp, nerede nasıl devam ettiğini iyice düşünürken buluyorsun.
Yaptıklarından en çok ne hisseder, neleri yapmadığına takılırsın, en çok hangisiyle zihninde dolanırsın bilmiyorum, ama… Biliyorum, sen kendini de tutmaktan yarım kalacaksın.
Ruhunun sesi dinle şimdi hadi... Vazgeç her şeyden; zaten hiçbir şeye el uzatamayacağın gibi... Ruhunu kaçırarak hayattan, hiçbir şeyin kalmamış gibi yine O'nun son durağına var; O’na var. Her sıkıntıya düştüğünde kaçıp-kaçıp yaklaştığın gibi... Varıp huzuruna, teslim ol her şeyden... Her şeyden; kazandıklarından, kaybettiklerinden, yaşadıklarından, yaşayamadıklarından ve kendinden... Teslim ol ve O'nu kazan. O'na teslimiyetini kazan... O'na teslim olabilmeyi kazan.
Göreceksin, O’ nasıl sahip çıkıyor sana…
Şimdi… Seni O’nun rahmetine, seninle birlikte her şeyi O’nun emanetliğine emanet ediyorum. Sen de iste dilediklerini. Ki şuanlar sözün değerli olduğu vakitlerdir, bilirsin.
Bir an’ının O’nun hâkimiyeti içinde olmasını, bir gününün bütünlüğünde iyi yaşanmasını, yaşanacak bir sene ve bir ömrünün selamet üzere yazılmasını isteyerek, kabul olacak dualarımda bunu hak olarak kullanıyorum.
Biliyorum, sen şimdi emin ellerdesin.
Belkıs TUNÇAY
Ağustos 2008 www.blogcu.com’da yayınlandı
Kalıcı BağlantıEtiketler : kandil, beraat kandili, özel gün, mübarek geceler,
Kulluk Makamı
Mayıs 21, 2008 · Kategori: Deneme -Genel-
Kalbin katılaşmaya toplandığı bir anda çatlıyor gökyüzü. Acı çekiyor kalp... Kıvranıyor... Kıvranıyor uçurumlarında hayatın... Kıyılara çarpıp-çarpıp geri dönmeye yüz tutuyor...
Allah'ım...
Senin olduğun kalp, kaldırabilir mi bu ruh çöküşünü? Huzura ayarlı kalbimiz çatlamamak için ne kadar fazla tutabilir ki ayakta kendini?
Her şey susuyor...
Kapatın gökyüzünün bütün ışıklarını. Çekin yaşama bakan gözlerinize kalından perdeleri. Kabre girer gibi girin kalbinize. Ölür gibi yaşadığınızı fark edin ve çekin nefes alıp vermekten kendinizin yaşam fişini. Bitin bir anda.
Her şeyin bittiği, kül olduğu noktada, rahmet, bir umman gibi ruhumuzda açılıyor... Açılıyor elimizin Kuran'a gittiği kulluk makamında.
Sinemizde Kuran okunuyor...
Kalbimiz, bir pınara karışan çorak bir toprak kadar gevşiyor... Kuran okunuyor kalbimize. Çözülüyor ruhumuza atılan düğümler bir-bir. Allah, kulluk makamında şerefli eyliyor benliğimizi...
İşte ferah kapısı... İşte huzurun aynası, huzurun anahtarı…
Bunca ayetten uzak yaşamlar dökülürken sokaklara, insanlar kirlendiklerinin farkına varmazken bile, bunca kalp mahrumken yaratan Rabb'in seslenişlerinden, nasıl buhranlara kapılmasın ki ruhlar? Adresini bulamamış bir emanet gibi nasıl bocalamasın ki akıllar? Bunlar arasında nasıl huzuru tatmış olabilsin ki insan, gerçekten? Hangi mutluluk kalıcı olabilir, hangi 'şey' yakışabilir insana ve hangi 'gerçekleri görmezden gelme' ebediyette saadete kavuşturur insanı? Nasıl geçici olmasın ki tüm süsler, zevkler ve kişiyi karanlık büyüsüne kaptıran abanmış hevesler?
Kuran, kara bulaşmış yüzümüzü temizliyor...
Kuran, billur gibi ışıldıyor ruhumuzun teninde... Kuran ruhumuzda geziniyor inceden...
Ne çok ihtiyacımız varmış, ne çok uzak kalmışız Rabbimizden... Sahi, bizimle konuşması için huzuruna geçmeyeli çok utanmalarımız çoğalmış... Ölümün eşiğinden dönen bir pişmanlık abidesi kadar hüsran dolu imiş meğer ceplerimiz...
Dağlar kadar büyük günahımız olduğunu düşünmemiz gerektiği söylenirken, acizliğin insanı kudret sahibine karşı nasıl eğdiğini bulmamız istenmiş... -Acizlik, yükselmenin merkezi bir kul için. Acizlik ki, insanı arkasına bakmakta ileriyi düzenletir, bulunduğu noktada insanı tertip eder, geleceğe baktırdığında ahreti işaret eder insanın kendisine.
Bir-bir çözülür işte düğümler... Kuranın insana indirilmiş 'Allah sözü' eteğinde kulun iyiliğini isteyen her hitap, iyileştirir bütün yaraları... Diri kılar insanı... Sen de biliyorsun, her şeyi en güzel şekliyle serer insanın ayaklarının uçlarına Rahman... Anlamlı kılar her şeyi ama her şeyi... O'na ihtiyacın olması bundan...
"İkra"
Hissediyorum...
Ruhum iliklerimden açıldı.
Allah'ım... En çok söylemek istediğim şey sana; Seni seviyor, Seni seviyor, Seni seviyorum...
Belkıs TUNÇAY
Mayıs 2008 www.blogcu.com'da yayınlandı
Kalıcı BağlantıEtiketler : kulluk, kulluk makamı, allahım, seni seviyorum, din, inanç, sevgi, allah, iman,
« Önceki ::